Reed Johnson
Çeviri
1 Eylül 2020
Nöropsikolog Alexander Luria’nın Solomon Shereshevsky ile gerçekleştirdiği vaka çalışması, hiçbir şeyi unutamayan bir adama dair pek çok söylentinin ortaya çıkmasına neden oldu. Oysa gerçek çok daha karmaşıktı.
Nisan 1929’da bir öğlen vakti, ürkek görünen geniş yüzlü bir adam, Moskova Komünist Eğitim Akademisi’ne geldi ve bir bellek uzmanıyla görüşmek istedi. Psikoloji literatüründe S. vakası olarak da tanınacak olan bu adamı, Moskova’da muhabir olarak çalıştığı gazetedeki işvereni olan yazı işleri müdürü oraya yollamıştı. O sabah müdürü, yapılması gereken işleri sıralarken S.’in hiç not almadığını fark etmişti. Neden not almadığını sorduğunda ise S., hiçbir şeyi yazmasına gerek olmadığını söyledi; her şeyi rahatlıkla hatırlıyordu. Müdür eline bir gazete aldı ve uzun uzadıya okudu, ardından S.’ten tüm okuduklarını harfiyen tekrar etmesini istedi. S., tüm okuduklarını kelimesi kelimesine tekrarlayınca ise müdürü, zekâsının incelenmesi için onu buraya yolladı.
O gün S. ile tanışan yirmi yedi yaşındaki araştırmacı, nöropsikolojinin kurucusu olarak şöhreti hâlen süren Alexander Luria idi. Luria rastgele sayı ve sözcüklerden oluşan listeleri okuyor ve S.’ten bunları tekrarlamasını istiyor, S. ise uzayıp giden bu listeleri olduğu gibi tekrarlıyordu. Daha da ilginci, on beş yıldan uzun bir süre sonra Luria S.’i yeniden test ettiğinde tüm bu sayı ve sözcüklerin hâlâ S.’in belleğinde saklı olduğunu gördü. Luria, 1968 senesinde hem Rusça hem İngilizce olarak yayımlanan Bir Hafızacının Zihni kitabında, S.’i incelediği ünlü vaka çalışması için, “Yalnızca hafızasının belirgin hiçbir sınırı olmadığını kabul etmeliydim,” yazacaktı. Aynı kitapta Luria, S.’in, zihnini hatırlamak istemediği hatıralardan arındırmak için, bu anılardan öyle veya böyle kurtulma umuduyla unutmak istediği her şeyi kâğıda döktüğünü de anlatır. Yöntemi işe yaramayınca S., anılarını yazdığı kâğıt parçalarını ateşe verir ve her birinin kül oluşunu seyreder, ancak bu da fayda etmez.
Luria’nın kaleme aldığı monografi, hem Rusya hem de öteki ülkelerde bir psikoloji klasiği hâline geldi ve bellek alanındaki gelişmekte olan çalışmaları kayda değer ölçüde etkilemeye başladı. S. vakası ise kusursuz hatırlama kabiliyetinin gizli tehlikelerine dair bir alegoriye dönüştü. Luria, S.’in günlük yaşamını sürdürürken yaşadığı çeşitli sıkıntıları, onun dünyayı soyut terimlerle tasavvur etme becerisinde saptadığı derin eksiklikler ile ilişkilendirerek sıralamaktadır. Luria, bu bilişsel eksikliklerin, S.’in olağanüstü epizodik belleğiyle↓ ilişkili olduğunu öne sürmektedir. Dünyadan anlam çıkarmak için, dokusunun bir kısmından vazgeçmek gerekir. S.’in durumu, pek çoklarının da belirttiği gibi, belleği inatla hiçbir şeyi unutmadığı için eziyet çeken bir adamın Jorge Luis Borges imzalı öyküsü Unutmaz Funes’i↓ andırır. “Düşünmek bir farkı unutmak, anlam çıkarmak, soyutlamaktır,” diye yazar Borges, “Funes’in ziyadesiyle dolu dünyasında ayrıntılardan, hemen hepsi birbirine benzeyen detaylardan başka hiçbir şey yoktu.” Benzer biçimde Luria, S.’in tüm sözcük ve düşünceleri her ayrıntısıyla zihninde taşıdığını kaleme almıştı. Örneğin ‘restoran’ sözcüğünü duyduğu gibi bir restoran kapısını, içerideki müşterileri, mekânda çalacak olan Rumen çalgıcıları ve daha nicesini zihninde canlandırıyordu. Tıpkı Funes gibi S. de zihinsel bağlantılarını sıralamak için bir tür özel dile sahipti. Yiddiş’teki↓ ‘hamamböceği’ kelimesi, aynı zamanda onun zihninde metal bir çömleğin içindeki bir oyuk, bir çavdar ekmeğinin kabuğu ve bir odanın karanlığını tümüyle dağıtamayan bir lambanın saçtığı ışık gibi anlamlara da gelebiliyordu.
Zengin anlatımı sayesinde Luria’nın vaka çalışması, bir psikolojik monografi olduğu kadar edebi metin olarak da pek çok okura ulaştı. Luria aslında S.’in durumunu keşfetmeyi değil, filozof Thomas Nagel’in bir yarasaya ilişkin ünlü formülasyonunu revize etmeyi arzuluyor, S. için S. olmanın nasıl bir deneyim olduğunu keşfetmeye çabalıyordu. Görüşmeleri ve yazışmalarından uzun pasajları aktarıyor ve iki sesin –ölçülü ve anlayışlı Luria, neşeli ve zihni neredeyse varsanısal imgelerle dolu olan S.– sayfa üzerinde birbirine karışarak tuhaf bir ruhani manzarayı nasıl seyrettiklerini sunuyordu. Konu, yaklaşık otuz sene boyunca çalıştığı adamın dış dünyası olduğunda ise Luria suskunlaşır. Luria onun biyografisine yalnızca en sade hâliyle değinir, ayrıca –çalışmasını S. öldükten on sene sonra yayımladığı ve S.’in bilişsel becerileri S.S.C.B.’de zaten ünlü olduğu hâlde– kitabında S.’in gerçek ismini katiyen açıklamaz. S.’in tam olarak nasıl öldüğünü ya da son günlerini nasıl geçirdiğini de belirtmez. Kimi kaynaklar S.’in yaşlılığını Moskova’da bir taksici olarak geçirdiğini ve hiçbir haritaya gereksinim duymadan yolcu taşıdığını, kimileri ise aklını yitirdiğini ve akıl hastanesine kaldırıldığını, yaşadığı anı geçmişinden ayırt edemez olduğunu ileri sürmüştür. Nitekim her iki iddia da doğru değildir.
Yıllar boyunca, önce Rusça okuyan bir lisans öğrencisi olarak Luria’nın kitabını okuduğumdan beri, akabinde bir bellek laboratuvarında araştırma görevlisi olarak çalışırken aynı kitapla yeniden karşılaştıktan sonra hafta sonu tatillerimin ve gecelerimin pek çoğunu, gerçek ismi Solomon Shereshevsky olan S. hakkında araştırma yaparak geçirdim. Nihayetinde bir akrabasına rastladım. Daha sonra, Luria’ya ait küçük, mavi bir not defterine rastladım; defter, Luria’nın arşivlerinde torunu tarafından saklanıyordu. Defterde, Shereshevsky’nin kendi el yazısıyla, nasıl her şeyi hatırlamaya başladığına dair otobiyografik bir açıklama bulunuyordu. Ölümünden kısa süre evvel kaleme alınmış ve tamamlanmamıştı yazısı, Luria ile yirmi sekiz sene evvelki ilk görüşmesine ilişkin izlenimleriyle başlıyordu. Hatta Luria’nın o gün ezberlemesi için kendisine verdiği tüm item’ler↓ bile burada yazılıydı.
Solomon Shereshevsky’ye yönelik araştırmalarımın sonunda, doğrusu Unutamayan Adam öyküsüne pek de benzemeyen biriyle karşılaştım. Aslında her şeyi mükemmel biçimde hatırlayamıyordu. Geçmiş yaşantısı ise canı ne zaman isterse dolaşabildiği bir diyar değildi. Hatırlayabilmesi için bilinçli bir çaba sarf etmesi, yaratıcı yeteneklerini kullanması gerekiyordu. Zamanla onun bir fotoğrafçı değil, daha ziyade bir ressam olduğunu düşünmeye başladım. Belleğini olduğu gibi resmetmiyor, bunun yerine belleğindeki renkleri birbirine karıştırarak yalnızca kendisinin görebileceği dünyalar yaratıyordu. Aynı zamanda onun olağanüstü durumu, sıradan zihinlerimizde hatırlama işleminin nasıl gerçekleştiği ve hangi sıklıkla gerçekleşmediğine ilişkin bazı noktaları da gözler önüne seriyordu.
Shereshevsky’nin bir mnemonist↓ olarak kendi yaşantısına ilişkin açıklamaları, ilk sayfasından itibaren Luria’nınkinden farklıdır. O, tanışma tarihleri için 13 Nisan 1929’u gösterirken Luria daha evvel tanıştıklarını yazar ve Shereshevsky o gün otuz yedi yaşında olduğunu belirtirken Luria ise deneğinin yirmili yaşlarında olduğunu öne sürer. Shereshevsky’nin aktardığına göre, kendisi o gün gazete binasına döndü ve yazıişleri müdürüne belleğinin incelendiğini ve fiziksel olarak mümkün olduğuna inanılan sınırların ötesinde bulunduğunu söyledi. Bunu duyan müdürü, onu gazetecilikten vazgeçmeye ikna etti –o dönemlerde Shereshevsky’nin uzmanlık alanı, Stalin yönetiminin ilk yıllarında gözden düşen satirik piyeslerdi– ve o da kendini profesyonel bir mnemonist olarak tam zamanlı performans göstermeye adadı. Kısa zaman içinde menajeri ve seyahatlerinde yardımcısı olması için bir sirk eğitmenini işe aldı ve bir jonglörden↓ insanları nasıl eğlendireceğine yönelik dersler aldı. Ardından, farklı şehirlere doğru yola çıktı.
Mikhail Reynberg, Shereshevsky ile birlikte onun Moskova’nın dışında kalan ufak bir kasabada sahneye çıktığı bir gösteriye gitti. Reynberg S.’in yeğeniydi, ona Solomon Amca diyordu. Moskova’da kurduğum bir bağlantı sayesinde Reynberg’in izine rastladım ve kendisiyle birkaç sene evvel sıcak bir öğlen vakti, hâlen ikamet ettiği Brooklyn’de görüştük. Yaşadığı daire, boncuklu koridor perdesinden benim için hazırlanmış zakuski↓ şölenine kadar, Rus kültürünü yaşatan, özenle dizayn edilmiş odalardan oluşuyordu. Reynberg, düzgünce taranmış fildişi rengi saçlarıyla tıknaz bir adamdı, saatler boyunca mutfakta oturup amcası hakkında sohbet ettik. Moskova’nın dışındaki o kasabada, onu ve amcasını tren istasyonunda karşılaması gereken çiftçilerin gelmediğini, bu yüzden karlı yolları aşmak için atlı kızaklar kiralayarak gösteri merkezine kendi başlarına vardıklarını anlattı. Mekâna vardıklarında organizatörler Shereshevsky’nin performansı için kara tahtayı kurmuşlar, fakat daha sonra resepsiyon için ayrılmış içkilere el koymuş ve sarhoş olmuşlardı. Mnemonistin belleğini sınamak ilgilerini çekmemiş olacak ki, köylüler bunun yerine ziyaretçilerini onlara katılmaya ve içkilerine devam etmeye ikna ettiler. Shereshevsky performansını sergilemedi ancak yine de ona ödeme yaptılar – hem de patatesle, diye anımsadı Reynberg, yine de amcası hâlinden memnundu.
Tıpkı yemek gibi konut imkânları da o yıllarda yetersizdi. Shereshevsky, karısı ve oğluyla birlikte Moskova’da bir avluya bakan müştemilat binasının bodrum katında, rutubetli bir odada yaşıyordu. Hepsi için zor bir durumdu bu, en çok da Shereshevsky’nin eşi Aida için. Meşhur Smolny Noble Maidens Enstitüsü’nden mezun olan Aida, yaşadıkları ufak odada piyanosunu çalan yetenekli bir müzisyendi. Havanın güzel olduğu günlerde, kocasıyla birlikte piyanoyu kuruması için bahçeye çıkarıyorlardı. Bu acayip manzarada şaşırtıcı bir detay vardı: ikisi ağır piyanoyu bahçenin güneş gören tarafına doğru itelerken, piyano kaldırımdan sektikçe ahşap gövdesinden belli belirsiz, rengarenk sesler yükseliyordu.
Reynberg, Shereshevsky’nin yalnızca kader kurbanı olmadığını ve yaşadıklarının plânlı bir yıldırma politikasının sonucu olduğunu iddia ediyordu. Reynberg’in aktardığına göre Shereshevsky, yeteneklerini gizli polis teşkilatı adına kullanmaya zorlandı, fakat bu teklifi geri çevirdi. Reynberg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından sözde kozmopolitlik karşıtı mücadele sırasında ilk olarak Yahudilerin tasfiye edildiğini, bu sırada amcasının sorunlarının daha da arttığını söylüyordu. (O dönemlerde tanınmış bir psikolog olan Luria, Nöroşirurji↓ Enstitüsü’ndeki işinden kovulmuş ve kızının aile hatıratında yazdığına göre, tutuklanması muhtemel olduğu için bavulunu toplamış ve hazırda tutmuştu.) Shereshevsky giderek daha da dışlandı, gösterileri iptal edildi. Reynberg bana, gizli polis teşkilatının Shereshevsky’nin seyircileri arasına provokatörler sakladığını anlattı, bunlardan bazıları sırf dikkatini dağıtmak için ona laf atıyor, ıslık çalıyordu. Seyircilerin paralarını geri almak için büyük yaygara kopardığı talihsiz bir performansının ardından, kariyeri de aslında sona ermiş oldu. Kariyeri hemen hemen Stalin’in iktidarıyla örtüşüyor ve toplu gözaltı dalgalarını da kapsıyordu. Yüz binlerce, hatta milyonlarca insan kamplarda kayıplara karıştı, gözden düşmüş halk figürleri tam anlamıyla kayıtlardan silindi; ölenler ve kaybolanlar yalnızca hayattan değil, toplumun belleğinden de siliniyordu. Shereshevsky ise amnezinin↓ hükmettiği bir memlekette belleğiyle hayatını kazanıyordu.
O gün öğrendiğim bir diğer ayrıntı, Shereshevsky’ye dair tüm algımı değiştirebilecek nitelikteydi: Reynberg’in söylediğine göre amcası unutkan olabilirdi. Bir şeyi kasıtlı olarak ezberlemedikçe sonsuza dek hatırlamıyordu. Oysa ben, Luria’nın vaka çalışmasına ve bu çalışmaya dair söylentilere dayanarak, onun geçmişini istemsizce ve eksiksiz olarak hatırlayan bir Sovyet Funes olduğunu sanmıştım. Reynberg bana amcasının gösterileri için her gün uzun saatler boyunca çalıştığını söyledi. Yoksa o yalnızca bir şovmen miydi?
Luria’nın da tasvir ettiği üzere, Shereshevsky’nin zihinsel süreçlerinden bazıları, yüzyıllardan beri bilinen basit bellek güçlendirici numaralarla büyük benzerlik göstermektedir – örneğin, ‘hafıza sarayı tekniği’ veya ‘loci metodu’ olarak bilinen yöntemde boş bir mekân hayal edilir ve burası bilgiyi organize biçimde saklamak için kullanılır. Shereshevsky bu yöntemi kullanırken, önce Moskova’nın en işlek yeri olan Gorki Caddesi’ni veya çocukken yaşadığı köydeki bir sokağı gözünün önüne getirir, hatırlamak istediği ne varsa bunları zihninde sıralar, sıklıkla bu sıradan bağımsız doğaçlama bir hikâye uydurur, ardından bu item’leri aklında tutmak için kafasında sıraladığı bilgileri sondan başa doğru turlardı. Bu, hemen herkesin öğrenebileceği bir tekniktir; Joshue Foer, ‘Einstein ile Ay Yürüyüşü’ adlı kitabında ABD Hafıza Şampiyonası’nı kazanmak için bu yöntemi kullanmayı anlatır. Shereshevsky’nin bellek güçlendirici teknikler kullandığını Luria da inkâr etmez, ancak Shereshevsky’nin asıl sırrının bu olmadığını, bu numaraların yalnızca onun muazzam doğal yetenekleri için tamamlayıcı rol oynadığını savunur.
Diğer yandan Luria, Shereshevsky’nin fevkalade güçlü bir sinestezisi↓ olduğunu, ve bunun Shereshevsky’nin hatırlama kabiliyetiyle ilişkisini fark ettiğini belirtir. (Vladimir Nabokov da 1951’de yayımlanan ve anılarından oluşan Konuş, Hafıza kitabında, hem ‘renkli işitme’ hem de olağanüstü hatırlama yetilerine sahip olduğunu yazdı.) Örneğin, Luria küçük bir zil çaldığında deneğinin zihninde, “ufak, yuvarlak bir nesne . . . ip gibi sert bir şey . . . tuzlu suyun tadı . . . ve beyaz bir şey.”↓ sesleri yankılanıyordu. Shereshevsky, çocukken ilk defa karşılaştığı, aynı el yazısı ve renkle yazılmış sayıları düşünüyordu; yayımlanmamış not defterine, “tüm sayıların isimleri, hatta ilk ve soyisimleri ve takma adları vardı ve her biri yaşıma ve ruh hâlime göre değişip duruyordu.” yazmıştı. ‘Bir’ sayısı “uzun suratı ve sırık gibi postürüyle sıska bir adam”, ‘iki’ ise “karmaşık bir saç modeli olan, kadife veya ipekten kuyruklu bir elbise giymiş şişmanca bir kadındı.” Luria, Shereshevsky’nin belleğini kontrol ve teyit edebilmek için multimodal bağlantı ağlarını kullandığını öne sürüyordu.
Dünyayı bu kadar fazla farklı kanaldan algılamanın büyük zorlukları vardı. Shereshevsky kahvaltıda gazete okumak gibi aktivitelerden uzak duruyordu, çünkü gazetedeki kelimelerin ona verdiği lezzet genellikle yemeğin tadına karışıyordu. Ayrıca kalabalığın karşısına geçmiş, –örneğin İtalyanca konuşmayı bilmediği hâlde orijinal dilinden öğrendiği Dante’nin ‘Cehennem’ bentleri gibi– uzun ve absürt metinleri ezberliyor, doğal yeteneklerinin ona hem destek hem köstek olduğunu düşünüyordu. Shereshevsky, giderek zorlaşan işiyle baş edebilmek için tıpkı profesyonel bir sporcu gibi kasıtsız olarak geliştirdiği stratejileri değiştirmeli ve yeniden öğrenmeliydi. Shereshevsky’nin belleğinin kuvveti ve dayanıklılığı, çeşitli algı yollarıyla yarattığı zihin temsillerine ve bunları da hayali hikâye sahneleri ve mekânlar içine yerleştirmesine bağlıydı; tasvir ve hikâyeler güçlendikçe onun belleğine daha derin kökler salıyordu. Ancak, listesindeki her item’e ayıracak yalnızca birkaç saniyesi varken, eskisi gibi aniden beliren imgelerin zihninde dolaşmasına artık izin veremezdi. Bunun yerine onları düzenlemesi, standardize etmesi ve özümsemesi gerekiyordu. Artık enstrümanlarını akort eden Rumen çalgıcılar Shereshevsky’nin zihninden kaybolmuş, onların yerine ‘restoran’ kelimesi beyaz bir masa örtüsüne dönüşmüştü.
Luria’nın kitabını yeniden okurken en çok dikkatimi çeken unsur Shereshevsky’nin sayı ve sözcük dizilerini ezberden söyleyebilme yeteneği değil, bu dizilerdeki her bir hecenin onda uyandırdığı karmaşık duyusal izlenimler oldu: Rezhitsa’daki tozlu bir köy sokağı, dışarıdaki eskiciye pencereden Yiddiş dilinde seslenen eski ev sahibesi, yaşlı bir ağaca tünemiş üç küçük karga. Luria’nın bu olağanüstü belleğe ilişkin ünlü vaka çalışması, kusursuz bir bellekten ziyade hem daha esaslı hem de daha garip bir konuya, zihnimizin olağan akıntılarına karşı kürek çekerek belleğimizde duyusal bir girdi olmadığı hâlde bu tür duyusal ayrıntıları sihirle bulup çıkarma yeteneğimize ilişkin sonuçlar veriyordu. Hayaller kurmamızı, zihnimizin içinde fizik deneyleri yapmamızı, kâğıda yazılı sözcükleri okumamızı ya da Moskova’da bir avludaki kaldırım taşları üzerinde sürüklenen piyanonun gövdesinden yankılanan belli belirsiz sesleri duymamızı sağlayan da aynı yetenektir. Fakat, hayali ögeler ve hayal gücü ile –varsayılmış doğruluğundan ötürü kıymet verdiğimiz akli melekemiz olan– bellek arasında nasıl bir ilişki olabilir?
Bu, Harvard’da psikoloji profesörü olan ve Hafızanın 7 Günahı: Zihnimiz Nasıl Unutur ve Hatırlar? kitabının yazarı olan Daniel Schacter’a yönelttiğim bir soruydu. Geçtiğimiz bahar Virginia Üniversitesi’nde, edebiyatçılar ve sinirbilimcilerin toplanıp belleğin işleyişi hakkında tartıştığı bir konferansta tanıştık kendisiyle. Schacter’ın bellek ve hayal gücü arasındaki bağlantıya olan ilgisi, kendisi ve danışmanı Endel Tulving’in, şiddetli bir amnezi geçiren K. C. adlı hasta ile 1980’lerdeki görüşmelerine kadar uzanıyor. Bir motosiklet kazası geçiren K. C., epizodik anılar oluşturamaz hâle gelmişti. Bir gün, hatta bir saat evvel ne yaptığını bile söyleyemiyordu. Bu görüntüler ister geçmiş yaşantısına ister geleceğe dair bir tasavvura ait olsun, hiçbirini detaylı olarak zihninde canlandıramıyordu.
K. C.’nin durumu, bellek ile hayal gücü arasında bir bağlantı olduğunu gösterir gibiydi. Fakat bu konu nasıl çalışılabilirdi? O dönemlerde Schacter ve çalışma arkadaşlarının yeterli ölçme araçları yoktu. Ancak sonraki yirmi sene içinde, araştırmacıların beyinde ortaya çıkan zihinsel süreçleri incelemesine olanak sağlayan MRI teknolojisi geliştirildi. Nörogörüntüleme teknikleri, beynin epizodik belleği kullanırken ve geleceği düşlerken neredeyse ayırt edilemez faaliyetlerde bulunduğunu gösterdi. Bu keşif, bellek çalışmalarına yönelik bir paradigmanın değişimine yol açtı; bir alan araştırmasında, son beş yıllık dönemde bellek ve hayal gücüne ilişkin makale sayısının on misli arttığı bulundu. Deneysel bulgular Schacter’a, hayal gücümüzün ciddi ölçüde belleğimizden yararlandığını, geçmişteki ufak tecrübelerimizi ise hipotetik ve karşıolgusal↓ senaryolar kurarken yeniden şekillendirdiğimizi gösteriyor. Bu durum sezgisel gibi görünüyor. Ancak o, yanıltıcı olabilecek anıların uyarlanabilir olduğunu ve gelecekteki olasılıkları hesaplayabilmek için bu anıları yeniden yapılandırabildiğimizi savunarak daha da ileri gidiyor.
Ayrıca, bu bağlantı ters yönde de işliyor olabilir: kendisiyle konuştuğumuzda Schacter’ın da belirttiği gibi, bellek ve hayal gücü arasındaki etkileşimin yönü henüz saptanmamıştır. “Bu, hâlen emekleme çağında olan bir çalışma alanı,” diye belirtti Schacter, “Geçtiğimiz on yıl içinde arabanın motoru çalıştı ve artık buradan yola çıkacak.” Hiç kuşkusuz ki anılarımız, hayal gücümüze sandığımızdan çok daha fazlasını borçlu – bellek çalışmalarının öncülerinden Elizabeth Loftus tüm meslek hayatını, güdümlü zihinsel tasvirlerde, örneğin uydurma olaylarda, sahte anılar edinmemizin ne kadar kolay olduğunu göstermeye adadı. Sahte anıların oluşumu, Shereshevsky’nin çeşitli mekânlardaki uydurma sahneleri hayalinde canlandırdığı kendine özgü ‘hafıza sarayı’ tekniğinden belki de tümüyle farklı değildir. Hatta bu eski bellek güçlendirici numaranın başarısındaki sır, temel beyin yapılarımızla ilgili bile olabilir. Araştırmacılar, hippokampusun yalnızca belleğin beyindeki mevkii olmadığını, aynı zamanda dış dünyaya ilişkin zihin haritalarını da burada meydana getirdiğimizi keşfettiler. ‘Bir Hafızacının Zihni’ adlı kitabında Luria, Shereshevsky’nin kitapçı olan babasının, dükkânındaki raflarda bulunan her bir kitabın tam yerini bildiğini belirtiyor; uzamsal bellek kabiliyetinin babadan oğula geçip geçmediği ise merak konusu. Demis Hassabis ve Eleanor Maguire adlı iki sinirbilimci tarafından tasarlanan ve hayal gücü ile belleği konu alan bir teori, hayali sahneler kurmada hippokampusun asli rol oynadığını ve bu sahneleri zihnimizde canlandırma yeteneğinin hem geçmişi yeniden tecrübe etmemize hem de geleceği hayal etmemize olanak sağladığını öne sürüyor.
Shereshevsky’nin öyküsünü olağanüstü bir hayal gücünün öyküsü olarak yeniden yorumladığınızda zihninin öteki yönleri de belirginleşiyor. Bunlardan bazıları, belki de onun Funes’i andıran hikâyesiyle bağdaşmadığı için yaşantısını anlatırken değinmediği kimi tuhaflıklardan oluşuyor. Luria, Shereshevsky’nin bir sandalyeye oturup, gerek kendini bir yatakta yatarken gerekse istasyondan yeni çıkmış bir trenle yarışırken ayrı ayrı hayal ederek kalp atış hızını istemli olarak dakikada 64’ten 100’e çıkarabildiğini söylüyor. Luria’nın yaptığı deneylere göre Shereshevsky, sıcak bir sobaya veya bir buz kütlesine dokunduğunu hayal ederek ellerinin sıcaklığını birkaç derece değiştirebiliyordu. Şiddetli bir gürültüyü düşlemesi ise sanki ses gerçekten çıkmış gibi kulak zarlarında istemsiz bir koruyucu tepkiye neden oluyordu.
Shereshevsky’nin iç dünyasının gerçekçiliği göz önünde tutulunca, hayal gücünü gerçeklikle karıştırma eğiliminde olması belki de şaşırtıcı değildir. Nitekim Luria’ya, çocukken, yatakta çalar saatin durduğunu hayal ederek okula gitmek için kalkması gereken vakitten sonra bile nasıl uyuyabildiğini söylüyordu. Ayrıca kendisini iki farklı benliğe bölünmüş olarak hayal edebildiğini, bunlardan biri okula giderken diğerinin evde kalabildiğini de anlatıyordu. Luria, Shereshevsky’nin bu kadar kuvvetli hayaller kurmasını, yetişkinlerin dünyasında işlev görme yeteneği adına tehlikeli olarak nitelendiriyordu. Tıpkı Dostoyevski’nin ‘Beyaz Geceler’ romanındaki hayalperest anlatıcı gibi Shereshevsky de zihninde daha sürükleyici bir gerçeklik inşa etmişti; hakikat onun dilediği gibi olmadıkça hayallere kaçıyordu. 1937 yılında Luria’ya, “Çok miktarda okudum ve kendimi her zaman kitaplardaki kahramanlardan biriyle özdeşleştirdim. Çünkü onları gördüm, biliyorsun.” diyor ve devam ediyordu, “Daha on sekiz yaşındayken bile bir arkadaşımın muhasebeci olmaktan, bir diğerinin seyyar satıcılık yapmaktan nasıl memnun olduğuna anlam veremiyordum.” Bunun ne olabileceğini söyleyemese de, “daha büyük şeyler için dünyaya gelmiş olduğuna” inanıyordu – gelecek için hayalleri sık sık değişiyor, ancak bunları gerçekleştirmek için gerekenleri yapamıyordu. “Ben hep böyleydim,” diyordu Luria’ya.
Shereshevsky, Luria’nın kendisinin bir akıl hastalığı olduğu yönündeki çıkarımlarına şiddetle karşı çıkıyordu. Not defterine, kendisine temiz bir sağlık raporu vermeleri umuduyla Moskova Sinir Sistemi Hastalıkları Hastanesi’nde bir dizi deneye daha razı geldiğini yazmıştı. Bu raporun verilip verilmediği hâlen gizemini koruyor. Shereshevsky’nin kaleme aldığı anılarında belirgin bir hayal kırıklığı hissi ile birlikte deneycilerle arasındaki gergin ilişkilere dair ufak bir ipucu da bulunuyor; Shereshevsky, bazı gizemli tekniklerini, zihinsel yeteneklerini açıklayacak bazı “gizli kombinasyonları” ısrarla onlardan saklaması gerektiğini yazıyordu.
Yeğeninin aktardığına göre Shereshevsky, son yıllarında anılarını silmek için hatıralarının yazılı olduğu kağıt parçalarını yakmak yerine daha farklı bir yöntem buldu: içkiye yöneldi. İddia edildiğinin aksine, bir akıl hastanesine kaldırılmadı, ancak içki içmesi Sovyet vatandaşlarının ‘iç göç’ dediği kavramın bir diğer ifadesi olabilirdi. Luria’nın yazdığı gibi, “İçinde yaşadığı hayal dünyası ya da geçici bir süreliğine misafiri olduğu gerçek dünyadan hangisinin onun için daha gerçek olduğunu söylemek zordu.” Shereshevsky, alkol bağımlılığının yol açtığı komplikasyonlardan dolayı 1958 yılında hayatını kaybetti. Not defterindeki son kayıt 11 Aralık 1957 tarihine aitti, ancak burada da yalnızca geçmişten bahsetmiş, profesyonel bir mnemonist olarak çalıştığı günlerdeki deneyleri ve performansları yad etmişti. Ondan sonra, sanki bizi olası nihayetleri tasavvur etmeye çağırır gibi boş sayfaların arasında sırra kadem bastı.
Yayın bilgisi
2017 yılında The New Yorker dergisinde yayımlanan bu makale, yazarı Reed Johnson’ın yazılı izniyle Türkçe’ye çevirildi ve ilk defa burada yayımlanıyor. Bu makaleleri çevirmeye beni teşvik eden hocam Prof. Dr. İlyas Göz’e tavsiye ve yardımları için çok teşekkür ederim.
Dipnotlar
Hecin devesinin tek hörgücü olduğu gibi bilgilerin saklandığı semantik belleğin aksine, kişisel deneyimlerimizin yer aldığı bellektir. ↑
İspanyolca orijinali ‘Funes el Memorioso’ ve İngilizce çevirisi ‘Funes the Memorious’ olan bu başlık, İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış olan Ficciones Hayaller ve Hikayeler kitabında Bellek Funes adıyla geçiyor, fakat ben bu çeviriden pek tatmin olmadım. Bu yüzden, kendi çevirimi kullanırken daha evvelki kullanımlarını da belirtiyorum. Önerisi için Berkgün Nebioğlu’na teşekkürler. ↑
Yiddiş, özellikle Almanya, Doğu Avrupa ve Rusya’daki Yahudiler tarafından kullanılan, bu dili konuşan milyonlarca insan İkinci Dünya Savaşı’nda öldükten sonra yok olma tehlikesiyle karşılaşmış bir dildir. Yidçe’deki pek çok kelime Almanca kökenli olsa da, Yahudiler doğuya göç ettikçe Rusça ve öteki Slav dilleri de Yidçe’yi etkilemiştir. ↑
Genellikle sosyal bilimler literatüründe kullanılan ‘item’ terimi, deneylerde kullanılan her bir ögeyi ifade eder. Örneğin, Sperling’in kısmi bildirim paradigmasını öne sürdüğü deneylerde, deneklerin hatırlaması için karşısına çıkan dokuz harf ve sayıdan her biri ‘item’ olarak adlandırılır. Ayrıca, Sperling’in deneyleri hakkında hem bilgi almak hem de aynı deneyi kendi başınıza uygulamak için buraya tıklayabilirsiniz. ↑
5
Mnemonist kavramı, oldukça uzun isimler, sayı listeleri, kitap pasajları gibi olağandışı item gruplarını büsbütün hatırlayabilme yeteneğine sahip insanlar için kullanılır. Bu kimselerin bazıları item’leri hatırlarken ‘mnemonic’ (bellek güçlendirici, belletici) adı verilen anımsatıcı teknikler kullanırken, bazısı da bu gibi yöntemlere ihtiyaç duymaz. ↑
6
Shereshevsky, gazeteciliği bırakıp yelken açtığı bu yeni sektörde tecrübe ve bilgilere ihtiyaç duyduğu için insanları eğlendirme konusunda deneyimli bir jonglörden eğitim alır. Yine meslek hayatında onu pek çok zorluk bekler. ↑
7
Zakuski, Rus mutfağına özgü, genellikle votka ile birlikte servis edilen ve oldukça zengin bir meze çeşididir. ↑
8
Beyin ve sinir cerrahisi (İng. Neurosurgery) ↑
9
‘Bellek kaybı’ olarak tanımlanabilecek olan amnezi, beynin zarar görmesi veya bir hastalık sonucunda bellekte görülen bir bozukluktur. Burada kişi, amnezinin türüne göre belleğindeki kimi ögeleri bulup çıkaramaz. Hasarın türü ve boyutuna göre bu kayıp geçici veya kalıcı olabilir. İki ana tip amnezi bulunur: retrograd (geriye dönük) ve anterograd (ileriye dönük) amnezi. Bununla birlikte bir hastalık olmayan ve herkeste görülen, yaşantının ilk yıllarındaki anıların (çeşitli sebeplerden dolayı) kaydedilememesinden ileri gelen çocukluk amnezisi de amnezi türlerinden bir ötekisidir. ↑
10
Sinestezi, kalıtımla taşınan ve duyuların zihinde birbirine karıştığı bir özel durumdur. ↑
11
Burada sözcük öbeklerinin fonetik benzerliğini anlamak adına (en azından) metnin İngilizce versiyonunu da incelemek faydalı olabilir: “a small round object . . . something rough like а rope . . . the taste of salt water . . . and something white.”
12
“Ya şöyle olsaydı…” minvalindeki düşünceleri kapsayan, genellikle travmatik veya olumsuz bir tecrübenin ardından mevcut şartlar düşünülerek, gerçekleşebilecek öteki ihtimallerin değerlendirilmesini ifade eden bir sözcüktür. (İng. counterfactual)
Katkıda bulunanlar

Reed Johnson
Yazar

Görkem Çolak
Çevirmen